Allah Teâla insanı  kadın ve erkek yani çift olarak yaratmış, bu yaratılışta her ikisinide farklı hasletlerle donatmıştır. Allah Teâla Hucûrat sûresi 13.ayette “biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık.” buyurmaktadır. Kadın ve erkeği birbirinden üstün yapan şey hiç şüphesiz sadece “takva” olacaktır. Yüzyıllardır üzerinde en çok tartışılan soru ve sorunlardan biride erkeğin kadından üstün olup olmadığı olmuştur. Allah Teâla her ikisinede yaratılışlarına uygun olarak farklı hasletler vermiş ve her ikisininde güçlü yönleri olduğu gibi zayıf yönleride vardır. Bununla birlikte her ikisinede kendine özgü sorumluluklar yüklenmiştir.

Günümüzde en çok tartışılan konuların başında ise, İslam’ın kadınlara değer verip vermediği ya da ne derece önem ve değer verdiği olmuştur. Üzerinde en çok tartışılan, en çok hakkımda spekülasyon yapılan konulardan biriside bu olmuştur. Ancak ne var ki bir kesim İslam dininin kadına hiç değer vermediğini iddia ederek, hatta kadını aşağıladığını dahi savunanlar olmuştur. Diğer bir kesim ise  İslam dininin kadına hak ettiği gerçek değeri verdiğini savunmuşlardır. Konuyu objektif ele almak ve açıklığa kavuşturmak için kadın haklarının tarihsel gelişimini ve kadınların İslam öncesi sosyal konumunu ve kadınların diğer din ve medeniyetlerdeki durumunu incelemek yerinde olacaktır.

İslam Öncesi Arap Toplumunda Kadın ve Kadın Hakları 

Öncelikle ” cahiliye” kavramına açıklık getirmemiz gerekirse, bu kavramla ifade edilen İslam öncesi Arap toplumu ve İslam dini yeryüzüne geldikten sonra bu yeni dini kabul etmeyen, inkar eden müşriklerin yani kafirlerin ve Allah’a şirk koşanların sosyal yaşamlarını ifade etmektedir. Günümüzde ise cahiliye dönemi dediğimiz zaman İslam’ın ilk yıllarında arap toplumundaki sapıklıklar, ahlaksızlık ve adaletsizliğin hüküm sürdüğü, putlara tapıldığı dönem akla gelmektedir. Burada bahsedilen cahiliye kelimesi cahillik ve bilgisizlik anlamında kullanılmaktadır. Zira o günün cahiliye arapları özellikle edebiyat alanında çok ileri seviyede bulunmaktaydı. Bu döneme cahiliye veya cahiliye dönemi denilmiştir.

Cahiliye dönemi arap toplumu tamamen erkeğin egemen olduğu, kadının sadece çalıştığı bir toplum düzeninin içerisinde kadın varlığını korumaya çalışmaktaydı. Develerin ve kadınların bakımından tutunda ev işlerine kadar ağırlık çoğunlukla kadınların sorumluluğunda olduğu bir yaşam biçimi hakimdi. Yani bir bakıma kadın erkeğin hayatını düzenli bir şekilde devam ettirilebilmesi için görevlendirilmiş, onun hizmetine verilmiş, erkeğin rahatını sağlamakla görevlendirilmiş hizmetçi konumunda yer almaktaydı. Cahiliye dönemi ve öncesindeki arap toplumuna baktığımızda sıradan kadın rolünden sıyrılıp toplumda söz ve itibar sahibi olmak imkansız değilse bile oldukça zordur ve cahiliye dönemi araplarında toplumda ön plana çıkmış ve itibar sahibi olmuş kadınların var olduğunuda biliyoruz ancak bunların sayısı çok azdır. Bu şekilde ön plana çıkmış az sayıdaki kadın varlığı toplumun genel yapısını kadın lehine etkilemeye yetmemektedir. Arap yarımadasında tüm kadınlar cariye değildi elbette ve o dönemde bir kadının değer görebilmesi için o beldenin ileri gelen yöneticilerinin ve zengin ailelerin kızları ve kadınları diğer kadınlardan ve hatta birçok erkekten daha çok değer görür ve toplumda ayrıcalıklı kabul edilirdi. Bunun en bariz örneği Ebu Süfyan’ın karısı Hind’i gösterebiliriz.

Genel olarak arap toplumunda kadınlar söz sahibi olamaz, herhangi bir konuda karar verme gibi bir durumu olamazdı.Kadın doğum yapacağı zaman kocası kız evladının olmasını istemezdi. Kız evlada sahip olmak neredeyse utanç vesilesi sayılırdı. Ancak kadın doğum yaptığında bir erkek doğurursa o zaman kocasının gözünde biraz olsun kıymet kazanabilirdi. Ayrıca o günün arap toplumunda cariye denilen kadınlar vardı ve bu kadınlar erkeklerin hizmetinde bulunurdu. Sahibinin sözünden çıkamaz, ona itaat ermek ve her sözünü yerine getirmek zorundaydı. Sahibinin söylediklerine itiraz etme gibi bir hakkı olmazdı.

Avrupa Medeniyetinde Kadın ve Kadın Hakları 

Esasen kadın ile erkek arasında ki eşitlik veya üstünlük mücadelesi tarihin en eski dağlarından bu yana sürmektedir. Kadına saygı duyulan kadını bir bereketbereket faktörü olarak gören toplumlar varsa da genel olarak kadın hep ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Hatta durum Avrupa toplumlarında çok daha ağır ve dramatik bir hal almıştır. Avrupa medeniyet ve kültürünün dayandığı Aristotales kadını yetersiz bir varlık olarak tanımlamaktadır. Ortaçağ Avrupasında Hristiyan din adamları kadını bir bakıma cadı olarak nitelemektedir. Buradanda anlaşılıyor ki o günün toplumda söz sahibi olan Avrupada din adamları ve kilise insanı cinsiyet üzerinden değerlendirmekte ve ona göre bir değer atfetmektedir.

Avrupa toplumunda durum cahiliye arap toplumundaki gibi kadın daha çok efendisinin hizmetinde olan birer hizmetçidir. Ancak şehrin ileri gelen yöneticilerinin eşleri diğer kadınlara göre daha imtiyazlı muamele görüyorlardı. Hukuksal alanda kadının şahitliği geçerli sayılmazdı. O günün Hristiyan Avrupa toplumunda kadınlar güzel görünmek için söylenemez o günün şartlarında makyaj yapamazlardı. Avrupa kültüründe kadını Hz.Meryem temsil ediyordu ve Hz.Meryem bekaretini kaybettiği için günahkar sayılırdı. Kadın hiçbir şekilde yöneticilik yapamaz ve hüküm sahibi olamazdı. Ortaçağ Avrupa kültüründe kadın o kadar çok ötelenmiştir ki, o günün felsefecilerinden kadının aslında hatalı erkek olarak tarif edenler dahi olmuş ve kadını tamamen inkar etmişlerdir. Eğitim ve öğretim alanında ise kadınların okuma yazma öğrenmeleri yasaklanmıştı. Okuma yazmayı sadece manastırlarda eğitim alan kadınlar öğrenebiliyordu. Sonraki dönemlerde ise zaten kapitalizm kadını birer ticaret aracı haline dönüştürecektir.

İslam Medeniyetinde Kadının Yeri ve Kadın Hakları 

İslam ve İslam medeniyetinde ki kadının durumunu ve rolünü konuşurken bu ikisini birbirinden ayırmak doğru olacaktır. Çünkü Allah Teâla, Kur’an-ı Kerim’de kadınlara nasıl davranmamız gerektiği hakkında bizlere uyarılarda bulunmuştur. Onlara kırıp incitmememiz gerektiği İslam ahlakının bir gereği olduğu hem ayetlerde hem hadis-i şeriflerde belirtilmiştir. Ancak müslüman toplumlarda medeniyeti oluşturan ana kaynak Kur’an ve hadisler olsada zamanla zaman içerisinde kültürel faktörler ve diğer din ve toplumların etkileride toplumun kültürel yapısına etki etmiştir. Bu yüzden Islam toplumundaki kadının yerine,değerine ve konumuna bakarak İslam’ın kadına verdiği değer bu demek çokta doğru bir yaklaşım olmaz.

İsrâ sûresinin 23.ayetinde Allah Teâla; ” Rabbin yanlız kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyilik yapmanızı emreder. Onlar senin yanında ihtiyarlayacak olurlarsa onlara “öf” bile deme. Onlara güzel söz söyle.” buyurmuştur. Bu ayeti kerime ile müslümanlara anne ve babaya hürmette kusur edilmemesi gerektiği emredilmiştir. İslam dini farklı yorumlamalar ile farklı bölgelerde farklı şekillerde yaşandığı için, dolayısı ile kadının konumuda farklılık arzetmektedir. Hatta günümüzde artık yan yana yaşayan komşu iki kadının bile toplum içerisindeki yeri, konumu ve değeri birbirinden çok farklı olabilmektedir. Bu nedenle biz burada sadece konuyu ayetler ve hadisler çerçevesinde  inceleyeceğiz

Müslüman toplumlarda farklı zaman ve yerlerde farklı kültürel faktörlerinde etkisi ile kadınlar farklı şekillerde konumlanmış olsalarda, tüm islam toplumlarında yer ve zamana göre değişmeyen birtakım ilkeler hiçbir zaman değişmemiştir. İslam dini cahiliye arap örf ve adetlerinden ayrışarak kadının gerek özel yaşamına ilişkin gerekse toplumsal yaşamı ile tabuları yıkmış ve köklü değişimlerin önünü açmıştır. İslam dini kadın ve erkeği eşit olarak kabul etmiş, insanî değerler ve insan hakları açısından eşit kabul etmiştir. İslam toplumlarında kadına Allah’ın hediyesi ve lütfu olarak bakılır, birçok ayet ve hadis-i şeriflerde erkeklerin eşlerine iyi davranmalari söylenmiştir. Daha öncede belirtiğimiz gibi farklı müslüman ülkelerde, kültürel faktörlerinde etkisi ile İslamin bakış açısı ile bağdaşmayan inançlar ve uygulamalar zaman içerisinde olmuştur ancak bu yanlış uygulamaları İslam’ın bu konudaki ölçüsü olduğunu söylemek doğru değildir. Bu yanlış uygulamalar bazen de uydurma veya sıhhat derecesi zayıf olan hadislere dayandırılmak istenmiştir.

Ayrıca İslam’ın ilk yıllarında Peygamberimiz’in tavsiye ettigi birtakım uygulamalar zamanla değişime uğramıştır. Örneğin Peygamber efendimiz kadınların toplumsal yaşama katılmalarını istemiş, kadınların mescitte namaz kılmaya teşvik etmiştir ancak zamanla oluşan bazı problemler nedeniyle sonraki zamanlarda kadınların namazı evde kılmaları o zamanın şartlarına göre daha uygun görülmüştür. Nisa sûresi 32. ayette ” kadın ve erkelerin kazançlarında nasipleri vardır.” mealindeki ayeti kerime kazanç paylaşımı konusunda kadınlarında hak sahibi olduğu vurgulanmıştır. Özgür iradeleri ile ehliyetlerini kullanma konusunda erkeklerle kadınlar kesin ve net bir şekilde eşit tutulmuştur. İslam’ın ayetler ışığında aile reisi olarak erkeği işaret etmesi kadını ikinci plana attığı için değil, iki başlılığın getireceği sorunları bertaraf etmek içindir. Bunun dışındaki yanlış  uygulamaların kaynağı İslam dini olamaz. Bu yanlış inanç ve uygulamalar ancak İslam’ın doğru bir şekilde anlaşılması ve uygulanması ile ortadan kaldırılabilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here