Kafirûn Sûresi

Okuyan: Saad Al Ghamdi

Kafirûn Sûresi, Kafirûn sûresi arapça, Kafirûn sûresi meali, Kafirûn sûresi tefsiri, Kafirûn sûresi izahı ve açıklaması. 

Kafirûn sûresi mushafta 30.cüzde yer alır.109. sûredir ve toplam 6 ayettir. Nüzul sırasına göre ise 18.sûredir.İslam’ın Mekke döneminde nazil olduğu için mekkî sûrelerdendir. Sûre ismini ilk ayetinde geçen kafirun ” kafirler, inkar edenler” kelimesinden almıştır. Kafirûn sûresi özelde cahiliye dönemi müşriklerinden, genelde ise tüm inkar eden kafirlerden bahsetmekte ve onlara hitap etmektedir. Kafirûn sûresinin Peygamberliğin Medine döneminde nazil olduğu yönünde rivayetler varsada, ağırlıklı görüşe göre Mekke döneminde nazil olmuştur. Kafirûn sûresi Kur’an-ı Kerim’in son kısmında namaz sûreleri olarak adlandırdığımız sûrelerdendir.

Kafirûn Sûresi Nüzul Sebebi

Kafirûn sûresi adından da anlaşılacağı üzere inkar eden müşriklere ve kafirlere hitap etmektedir. Cahiliye döneminde müşrikler Peygamber efendimiz (sav)’e farklı zamanlarda farklı tekliflerle gelerek O’nu davasından vazgeçmesi için ikna etmeye çalışmışlar ve bazı teklifler sunmuşlardır. Birgün kafirlerden bazıları Peygamber efendimiz’e gelerek bir yıl süreyle Peygamberimiz’in onların ilahlarına tapması karşılığında, onlarında sonraki bir yıl Peygamberimiz’in Rabbine ibadet edileceklerini söylediler.  Kafirlerin bu teklifi üzerine Kafirûn sûresi nâzil olmuştur.

Kafirûn Sûresi Meali ve Tefsiri

Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla..

1) “De ki, Ey kafirler.” Allah Teâla Kafirun súresinin ilk ayeti olan bu ayette doğrudan müşriklere yani kafirlere hitap etmektedir. Risâletin ilk yıllarında Mekkeli müşrikler Peygamber efendimizi savunduğu davasından vazgeçmesi için çeşitli yöntemler denemişler, mal mülk servet vaat etmişler, bazen tehdit ve eziyet etmişler bazen ise öldürmeye dahi kalkmışlardır. Bu esnada müşriklerden bir grup Peygamber efendimize gelerek bir yıl süre ile onların ilahlarına secde ederse onların da sonraki bir yıl Peygamberimiz’in Rabbine ibadet edeceklerini teklif ettiler. Bu teklif üzerine Allah Teâla Kafirûn sûresini göndermiştir. “Ey Kafirler” hitabı özelde Mekkeli müşrikler genelde ise kıyamete kadar gelecek olan tüm kafirlere hitap etmektedir.

2) “Ben sizin taptıklarınıza tapacak değilim.” Bilindiği gibi cahiliye döneminde Araplar kendi elleri ile yaptıkları bir takım putlara ve heykellere tapıyor, Allah ile aralarına o putları aracı tayin ederek Allah’a şirk koşuyorlardı. ” Ben sizin taptıklarınıza tapmam” diyerek kesin ve net bir dille putları reddetmiştir. Burada Peygamber efendimiz’e ve onun şahsında tüm müslümanlara ilâhî emir gereği putperest ve Allah’a şirk koşan kafirlerin gittiği yoldan gitmemek, onların rehber edindiklerini rehber edinememek emredilmiştir.

3) ” Sizlerde benim ibadet ettiğime, ibadet edecek değilsiniz.” Müşrikler Peygamber efendimiz’e birer yıl ara ile birbirlerinin İlâhına ibadet etmeyi teklif edince Peygamber efendimiz’ de onlara Kafirûn sûresinin bu ayetlerini söylemiştir. Sizler benim ibadet ettiğime ibadet ettiğime  ibadet etmezsiniz, bende sizin taptıklarınıza tapmam diyerek Mekkeli müşriklerle istikameti kesin olarak ayırmıştır. Çünkü İslam herşeyden önce Allah’tan başka hiç bir yaratıcı ve ilâhın varlığını kabul etmemek, tek yaratıcı olan Allah Teâla’ya kul olmak ve İslam peygamberi Hz Muhammet Mustafa (sav)’e ümmet olmaktır.

4) ” Bende sizin taptıklarınıza tapmam.”

5) ” Sizde benim taptığıma tapmazsınız. “

Kafirûn sûresinin 4.ve 5. ayetlerinde yine önceki iki ayette olduğu gibi müşriklerin teklifi reddedilmiş müslümanların başka bir ilâhi yaratıcı olarak tanımaları kesin bir dille reddedilmektedir. Müslümanlar tek olan yaratıcıya yani Allah Teâla’ ya ibadet eder, yanlızca ona secde eder ve yaratıcı olarakta başka bir ilâhı tanımaları sözkonusu dahi olamaz. Bir müslümanın İslam dairesi içerisinde kalmasının şartlarından birisidir Allah’a şirk koşmamak ve ona aracı kılmamak. Kur’an-ı Kerim’de başka sureler ve ayetlerde de yine bu konuya vurgu yapılmıştır. Bakara sûresi 139.ayette Allah Teâla: ” Bizim yapıp ettiklerimiz bize sizin yapmış olduklarınız size.” buyurmaktadır.

6) Sizin dininiz size, benim dinimde bana.” Bu ayeti kerimeden de anlaşıldığı üzere, Müşrikler, kafirler, Allah’a şirk koşanlar ve inkar edenlerle, müslümanlar arasında kesin bir ayrılık vardır. Peygamber efendimiz (sav) bu ayeti kerime ile müşrikleri küfürleri ile başbaşa bırakmıştır. Böylece müslümanlar ile kafirler arasına net bir çizgi çekmiştir. Burada esasen ifade edilen sadece Mekkeli müşrikler değil, Hristiyanlar, Yahudiler ve İslamdan başka dini benimsemiş tüm küfür sahipleridir. Bu anlamda İslam dışındaki tüm dinler esasen birbirinden Allah nazarında farklı değildir ve aynıdır. Tek din İslam dinidir.

Kafirûn Sûresi İzâhı

Hiç şüphesiz küfür ve tevhid tamamen birbirinden ayrı yollardır ve ayrı istikamete doğru yol alırlar. Tevhid inancı ile şirk hiçbir şekilde aynı noktada buluşmaz ve ortak bir yanı olamaz. Herşeyin tek yaratıcısı olan Allah Teâla’ ya iman etmekle, Allah’a şirk koşmak hiçbir zaman ve mekânda bir araya gelmez. Çünkü tevhid inancı insanı doğrudan Allah Teâla’ya götüren bir yoldur. Müslüman odur ki, tevhid inancı üzerine yaşarken hiçbir şekilde imanına şirk bulaşmaz. Bu iki ayrı yolun yani tevhid inancı ile şirkin yolcuları ayrılık üzerine yol alırlar.

Tevhid inancı üzerine olan bir kimse sırf şirke bulaşmış kimselere doğru yolu göstermek adına onların arasına giremez,onlara benzeyemez. Onların inandıklarına bir an dahi inanmaz ve bunun içinde şüpheye düşmez. Çünkü imanın olduğu yerde şüphe tohumları yeşermez. Eğer bu iki toplum arasında bir geçiş olacaksa tek yol vardır, şirke inanmış kimselerin tam bir teslimiyetle tövbe etmeleri ve tevhid sancağının altına girmeleri olacaktır. Bunun dışında herhangi bir çıkar yol veya pazarlık sözkonusu iman sahipleri için  sözkonusu olamaz. Şirki terkederek İslam sancağı altına giren ve tek bir olan Allah’a iman etmiş olan kimse ise İslam dininin getirmiş olduğu bütün nizama uymak zorundadır. Bir kısmını kabullenme veya bazılarını inkar etmek gibi bir durum olamaz. Kur’an-ı Kerim’in bir ayetini inkar etmekle,O’nu topyekûn inkar etmek arasında fark yoktur. Bu yüzden tam bir teslimiyet içerisinde olmalıdır.

Tevhid inancı üzerine Allah’a ve Resulüne iman etmiş bir müslüman hayatında şirki andıracak ne varsa onlardan tamamen sıyrılmalı ve Tevhid yolunda o şekilde ilerlemelidir. Tevhid ve şirkin ayrılması öyle bir ayrılıştır ki yolun ne başında, ne ortasında, ne de sonunda asla ve asla karşılaşmaz ve yolları hiçbir zaman kesişmez. Kafirûn suresinde Allah Teâla bizlere bu ayrılıktan haber vererek ” sizin dininiz size, onların dini onlara” şeklinde biz müslümanları uyarmaktadır. Bu ilâhi emir gereği müşriklerin ve inkar edenlerin İslam ile buluşmasını sağlamak amacıyla en küçük bir taviz verilemez.

Tevhid inancı sahipleri, şirk üzerine yaşayan kimselerle iman üzerine asla pazarlık edemezler. Müslüman bu şuurda olur ve bu şuur üzerine Rabbine kavuşarak hayatını tamamlar. Müslüman kimse Allah’ı inkar eden veya şirk koşan bir kimseyle ortak tek bir adım atması olası değildir. Bu ayrılık kararlı, kesin ve net bir ayrılıktır. Eğer bir dava adamı, inkar eden birini İslam’a ısındırmak ister ve bunun içinde kendi inancında  taviz vermeye kalkarsa yapacağı en büyük yanlış bu olur. Ayeti kerimede belirtildiği üzere ” sizin dininiz size” şuuru ile hareket etmeli ve asla taviz vermemelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here